Kanser ve Beslenme



Kanserlerin üçte birinin beslenme kaynaklı olduğu bilinmektedir. Sigara içme, yüksek miktarda pestisit ve yapay kimyasallara maruz kalma, aşırı alkol tüketimi, yağ ve yağlı besinlerin fazla tüketimi, yetersiz taze sebze ve meyve tüketimi, yetersiz posa alımı, nitrit ve nitrat eklenmiş besinler, ateşe çok yakın pişirilmiş etler, tuzlanmış, tütsülenmiş ve dumanlanmış besinlerin fazla tüketimi, kanser riskini artıran risk faktörlerindendir. Kanser sıklığı, düzgün ve sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite ve kilo kontrolü ile %30-40 oranında azaltılabilmektedir.

Kanserde Genel Beslenme Kuralları Nelerdir?

Kanser beslenmesinde çok yönlü ve doğru yöntemle beslenmek büyük önem taşımaktadır.

Karbonhidrat Yönünden Beslenme: Günlük enerjinin %55-60’ı karbonhidratlardan sağlanmalıdır. Çay şekeri, bal, reçel gibi basit karbonhidratların tüketimi azaltılmalı; Tam tahıl, kuru baklagil gibi besinlerde bulunan kompleks karbonhidratların tüketimi arttırılmalıdır.

Protein Yönünden Beslenme: Günlük enerjinin yaklaşık yüzde 12 - 15' i proteinlerden sağlanmalı ve daha kaliteli (hayvansal) protein kaynakları tüketilmelidir.

Yağ Yönünden Beslenme: Günlük kalorinin %25-30’u yağlardan alınmalıdır. Yağda eriyen vitaminlerin (A, D, E, K) vücutta kullanımını sağ- lamak için enerjinin yağdan gelen oranı %20’nin altına düşmemelidir. Zeytin ve balık yağı gibi tekli doymamış yağların diyetteki yağın yüzde 10 - 15’ini oluşturması önerilir. Ayçiçeği, mısır özü gibi yağlar çoklu doymamış yağlardır ve önerilen miktarı diyetteki yağın %7-8’ ini oluşturması önerilir. Et, yumurta, peynir, süt, tereyağı vb. besinler doymuş yağlardır ve önerilen tüketim miktarı ise toplam yağın yüzde 10’udur.


 

Vitaminler ve Kanser İlişkisi

A Vitamini: Önemli bir antioksidan olup, oksidatif tahriplere karşı DNA’yı ve hücre membranını korur. Karotenoidler, A vitaminin ön maddeleri olup yeşil ve sarı meyve ve sebzelerde bulunurlar. Karotenoidler güçlü antioksidan özelliği taşırlar ve bu özellikleri sayesinde kanserojen maddelerin etkisini azaltarak kanser- lerin önlenmesinde etkilidir.

C Vitamini: İmmun sistem işlevi ile vücut direncini artırırlar. Sebze ve meyvelerde bulunan C vitamini kuşburnu, maydanoz, tere, roka, yeşil biber, karnabahar, çilek, domates ve patateste yüksek miktarda bulunmaktadır. Karsinojenik nitrosaminlerin oluşumunu engelleyerek kansere karşı koruyucu rol alırlar.

B Vitamini: Bağışıklık sisteminin etkinliği için önemlidir. B vitamini yeterli olduğunda vücut direnci arttığından dolayı kansere karşı vücut direncini artırır.

E Vitamini: Güçlü bir antioksidandır. Yağların oksidasyonunu, hücre oksidasyonunu önler ve C vitamini ile birlikte karsinojenik nitrosaminlerin oluşumunu engelleyerek kansere karşı koruyu etki sağlar. Bitkisel yağlar, yeşil yapraklı sebzeler, kuruyemiş ve kurubaklagil gibi yiyeceklerde bulunmaktadır.

D Vitamini: Karaciğer, yumurta sarısı, süt ve süt ürünlerinde az miktarda bulunmakla birlikte en iyi kaynağı güneştir. Günlük ihtiyaç tümüyle beslenme ile karşılanamamaktadır. Vücuda yeterli miktarda alınan D vitamini ve kalsiyum kemik kanseri riskini azaltmaktadır.


 

Mineraller ve Kanser İlişkisi

Çinko: Ay çekirdeği, su ürünleri, etler, mantar, yumurta ve kuru baklagiller çinko bakımından zengin besinlerdendir. Çinko antioksidan olması ve bazı kanserojenleri bağlaması özelliği ile kansere karşı koruyucu etki sağlar.

 

Bakır: Etler, su ürünleri, kuru baklagiller, yağlı tohumlar ve pekmez bakır yönünden en zengin besin kaynaklarıdır. Diyetle yeterli bakır alımı serbest radikalleri azalttığı için kansere karşı koruyucu etki sağlamaktadır.

 

Selenyum: En çok su ürünlerinde ve kepeği ayrışmamış tahıl ürünlerinde bulunmaktadır. Diyetle yeterli miktarda alımı kanserojenlere karşı koruyucu etki sağlamaktadır.

 

İyot: En iyi kaynağı iyotlu tuzdur. İyot yönünden zengin besinler, balıklar ve mantardır. İyot eksikliği veya fazla alımı tiroit bezinde kanser oluşturma riskini arttırabilmektedir.

 

Demir: Etler, su ürünleri, yumurta, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller, susam, pekmez, kuru meyveler demirden zengin besinlerdir. Demir bazı kimyasal kanserojenlerin etkisini azaltmaktadır.

 

Kalsiyum: Süt, yoğurt, peynir, dondurma, yeşil yapraklı sebzeler ve kuru baklagiller kalsiyumdan zengin besin kaynaklarıdır. Kalsiyumun yeterli alınmasının, kemik ve kalın bağırsak kanserine karşı koruyucu etkisi bulunmaktadır.

 

Nikel: Yiyecek, içecek ve solunum yolu ile alınabilmektedir. Fazla alımı kansere neden olabilmektedir.

 

Kurşun: En önemli kanserojenlerden olup araba egzozları, fabrika atıkları gibi çevre kirliliği ile su ve besinlere geçerek vücuda alınabilmektedirler.

 

Kadmiyum: Fazla alımı kanser oluşumuna neden olmakla birlikte, kirli hava ve fabrika atıklarından, sulara ve besinlere karışarak vücuda alınabilmektedirler.

 

Arsenik: Fabrika atıkları; hava, su ve besinlere karışarak vücuda alınırlar. Ani zehirlenmelere sebep olduğu gibi, az miktarlarda sürekli alımı deri ve akciğer kanser riskini arttırmaktadır.



Fitokimyasallar ve Kanser İlişkisi

Bitkisel kaynaklı biyolojik aktif olan bileşiklere fitokimyasallar denilmektedir. Oksidan radikallerini tutarak, detoksifikasyon (toksinlerden arınma) enzimlerini aktive ederek ve immün sistemi uyararak kansere karşı koruyucu etki sağlamaktadır.

 

Likopen: İnsanlar karotenoit sentezleyemediklerinden dolayı dışarıdan besin olarak almak zorundadırlar. En önemli kaynağı domates olup likopen; karpuz, pembe greyfurt, kuşburnu ve papayada bulunur. Likopenler oksidatif strese karşı koruyucu etkisinden dolayı kanser riskini azalmaktadırlar.

Polifenoller: Hemen hemen tüm sebze ve meyvelerde bulunmaktadırlar. Serbest radikalleri bağlama kapasitesi ve demiri indirgeme gücüne bağlı olarak güçlü antioksidanlardır. Dolayısıyla kansere karşı koruyucu etkileri bulunmaktadır. Fenolik asitler ve flavonoidler olmak üzere ikiye  ayrılmaktadırlar.

Fenolik Asitler: Üzüm, greyfurt, domates, portakal ve elma suyu fenolik asit kaynakları olmakla birlikte kanserin başlıca nedeni olan serbest radikallere ve diğer reaktif oksijen türlerine karşı güçlü antioksidan etki gösterirler. Oksidasyona karşı güçlü inhibitör aktiviteye sahiptirler. Ayrıca fenolik asitlerin bağışıklık sistemlerini güçlendirici etkileri mevcuttur.

Flavonoidler: İnsan vücudunda sentezlenemeyen flavonoidler; meyve, sebze, çay, kakao gibi yiyeceklerde bulunmaktadır. Hem antioksidan olarak hem de serbest radikal yakalayıcısı olarak kansere karşı koruyucu işlev görürler.

Allilik Sülfitler: Soğan ve sarımsakta bulunmaktadırlar. İmmun sistemi güçlendirerek, karsinojenlerin atımını artırarak ve tümör hücre çoğalmasını baskılayan enzimleri uyararak kansere karşı koruyucu etki göstermektedirler.


 

Probiyotikler ve Kanser İlişkisi

Probiyotikler; kanserojenlerin inaktivasyonunda, yayılmasında ve özellikle nitrozaminlerin ve safra streollerinin kanser etmeni maddelere dönüşü- münün engellenmesinde önemli rol oynamaktadır. Ayrıca probiyotikler, immun sistemi güçlendirerek kanser gelişimine engel olmaktadırlar. Bağışıklık sistemi iyice zayıflamış kişiler için probiyotikler patojen olmayan mikroorganizmalar olsalar da tehlikeli olabilmekte, sistemik enfeksiyonlara yol açabilmektedir.



Kanserden Korunmak İçin Neler Yapılabilir?

  • Tahıl grubunun, meyve ve sebze grubunun, et grubunun ve süt ve süt ürünleri grubunun bulunduğu sağlıklı tabak oluşturmalıdır.
  • Posadan zengin beslenilmelidir.
    • Günde en az 5 porsiyon sebze ve meyve tüketilmelidir.
    • Haftada 2-3 defa kurubaklagil tüketilmelidir.
    • Her gün tam tahıllı ürünler tüketilmelidir.
  • Rafine tahıllar ve saf şeker yerine tam taneli tahıllar tercih
  • Daha az yağ gerektiren pişirme yöntemlerini denenmelidir.
  • Nitrit ve nitrat katılmış besinler (salam, sucuk, sosis gibi) tüketilmelidir.
  • Hareketsizlikten kaçınılmalıdır.
  • Besinler uygun yerde ve uygun sıcaklıkta saklanmalıdır.
  • Besin saklamak için üretilmiş kaplarda (boyalı olmayan cam kaplar gibi) besinler saklanmalıdır.
  • Küf oluşmayacak şekilde, uygun ısıda ve sürede besinler saklanmalıdır.
  • Alkol ve sigara tüketilmemelidir.

 

Genetik yapınızı değiştiremeyebilirsiniz. Fakat yeme alışkanlıklarınızı, fiziksel aktivite sürenizi ve diğer çevresel faktörlerinizi değiştirebilirsiniz. Değiştirebileceğiniz faktörlere odaklanıp onları değiştirmeye çalışarak, değişime hemen başlayabilirsiniz. Sağlıklı, mutlu ve huzurlu günler diliyorum.

Uzm. Klinik Psk. Uzm. Dyt. Merve ÖZ
Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi
Beslenme ve Diyetetik Bölümü


KAYNAKLAR

Yıldız, Ö ve Demir, G. (2004) Kanser ve Beslenme. Sağlıkta ve Hastalıkta Beslenme Sempozyum Dizisi 41, 45-57.

Yıldız, E. A ( 2012) Kanser ve Beslenme. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimler Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü, Ankara Baysal, A., Aksoy, M., Besler, H. T., Bozkurt, N., Keçecioğlu, S., Merdol, T. K., ... & Yıldız, E. (2013). Diyet El Kitabı. 7. baskı. Ankara: Hatipoğlu Yayınevi.

Kasnak, C., & Palamutoğlu, R. (2015). Doğal antioksidanların sınıflandırılması ve insan sağlığına etkileri. Turkish Journal of Agriculture-Food Science and Technology, 3(5), 226-234.

Uymaz, B. (2010). Probiyotikler ve kullanım alanları. Pamukkale Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Dergisi, 16(1), 95-104. Çevik, B. A., & Pirinçci, E. (2017). Beslenme ve Kanser. Firat Tip Dergisi, 22(1), 1-7.

Zoral, S. (2013). İnsan Kaynaklı Lactobacillus Spp Suşlarının Probiyotik Özelliklerinin Belirlenmesi. Yüksek Lisans Tezi, Ahi Evran Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Biyoloji Anabilim Dalı.

 

 

Yayın Tarihi : 17/10/2019